Gölbaşı Manzaraları

Geçen yazıda, memleketi için bir araya gelirse bu insanlar, o zaman birilerinin korkması lazım demiştik.

Gölbaşı Manzaraları

Geçen yazıda, memleketi için bir araya gelirse bu insanlar, o zaman birilerinin korkması lazım demiştik.

 

Nereden bildiğimi bu yazıda sizlere anlatayım.

 

Ayşe teyze. Yaşı 75. Yorgun vücuduna artık yüklenen her şey fazla geliyor. Mutlu olmak her birey gibi onun da isteği: "O gün gibi bir gün görmedim evladım. Bu yaşıma kadar ne yaşadım, ne de duydum." Gözleri dolarken, bir felaketin değil yalnızlığın izi var: "Kimse sormadı halimizi, herkes kendi derdine düştü. Şuradaki dükkanın kapısını kırdılar. Yapmayın dediysem de kimse dinlemedi. Sonradan gelen giden olsa da, herkes mal derdine düştü, gelenleri yanlış yönlendirdi. Kendimden, komşumdan ve buraya dışarıdan gelenlerden hala utanıyorum."

 

Herkesin bir alışkanlığı vardı ilçede. Her sabah simit almaya gelen Ali amca da bunlardan biri: " Bugünümüze şükür evladım, bugünümüze. Neler yaşadık öyle. Şu simit almaya sırf geçmişi unutmak için geliyorum. Simitçi komşum. O gün beni aracına aldı. Soğukta bir ona sığındık. Bir muhabbet ömre bedelmiş. Yıllarca bunu anlamamışım." Bir olmak ne güzeldi, vefa duygusu ne asil bir duyguydu. Bugünün çıkar dünyasında, ilçemiz için vefa duygusunu diriltmek...

 

Sabah dükkanlarını açan esnafın, eskiden olsa işler nasıl olacak diye düşüncesi olurdu. Sonra mahalle dedikoduları devreye girerdi. Şimdi hem ilçe dedikoduları hem de sadece bir düşüncesi vardı: "Bu ilçe tekrar eski haline nasıl gelecek ?" Esnaf bütün karamsarlığını dile dökmüştü artık. Her dükkanın önünde: "Nasıl yapacağız, dükkanımız yıkılacak mı? Emlak Konut ilçeye girse süper olur. Aşağı çarşı tozdan durulmuyor, bir an önce düzen gelse de şu enflasyonun olduğu zamanda en azından biraz mal alsak" sözleri cevap bekliyordu.

 

Kimsenin açıklama yapmaması olağan bir şey değildi. Kime sorsa herkes başka bir şey diyordu. Memurdu bir kurumda. Yalnız, hiç bu kadar bilgisiz kalmamıştı olanlardan. Bu ilçeye dışarıdan gelmiş, yıllardır burada görev yaparken buralı gibi olmuştu. Çocukları burada büyümüş, bu ilçeyi kaderine teslim edip tayin isteyememişti bir türlü: "Bir şeyler yapmak istiyorum, ne yönlendiren var, ne de bir şey yapmaya gücü olan. Bir memleket ancak bu kadar kaderine terk edilebilir. Dikkat ettin mi, şu adam her gün dükkanının önünü suluyor. Önü toz olmasın diye. Sonra geçen gün asfalt yapıldı, yine suluyor. Oysa asfalta su zarar veriyor. Alışkanlıklar bu memlekette düşüncelerin önüne geçmiş. Bunu kırabilirsek o zaman buranın önünde kimse duramaz." Memurlar bu memlekette olmak için can atarlardı depremden önce. Biz dışarıdan gelenleri ayrı bir severdik. Kendi insanımız büyümesin ama dışarıdan ilçeye gelen yükselsin. İyi mi kötü mü bu özellik hala bilmem. Ama dengeli düşünmediğimiz muhakkak.

 

Cuma vakti camiye o kadar düşüncelerle girmiştim ki, ön safta yer alan yaşlı amcaya dua et Gölbaşı ayağa kalksın demişim. Amca bunca senedir Gölbaşı için ömrünü verdiğini ifade ettikten sonra: " Artık bir adımı ahiretime attım. Torunlarım için bu şehre her vakit dua ediyorum. Şu yaşımda ne derlerse onu yaparım. Yeter ki bizi sahipsiz komasınlar." Sahipsizlik ve ilgisizlik bu memleketin imtihanı buydu.

 

Cenaze namazı kılınan şahıs yıllarca ilçeye hizmet etmiş bir öğretmendi. Öğrencileri memleketin her bir yanına yayılmıştı. Son zamanlarında bir ziyaretimde demişti ki: "Bu memleketin iyi insanlara ihtiyacı var. Biz el birliği ile iyiyi öldürmeye çalışıyoruz. Herkes kötüyü ön plana çıkarıyor. Kötüyü seviyor, kötüye hürmet ediyor. İyiyi hayatından çıkaran bir şehir olursak yaşadığımız kötü şeylere yenileri eklenecek. Kötüye düğme iliklemek iyiye fare deliğini göstermek bir akıl tutulması. Ne zaman ki iyilik için bir araya gelebilirsek o zaman çok şey değişir."

 

İyilik ve kötülük. Bu şehrin şimdi bütün mücadelesi, bütün gayesi, bütün umudu bu mu yani dedim içimden. Bence hocam fazla duygusal olmuştu. Bu memleketin tek derdi vardı o da para ve makamdı. Bu ikisini insanlık için geride bırakmadıkça bir araya gelmemiz sanki oldukça zor olacaktı. Bunlar bir hayal miydi yoksa? 

 

Hayallerimizi diğer yazıya bırakalım...